Haberler

Gençler Soruyor'un Konuğu Yrd.Doç. Dr.Abdullah Demir
Otomotiv Endüstrisinde Elektrikli Otomobil Etkisi

Gençler Soruyor" Röportaj Dizisinde haftanın konuğu 

"Otomotiv Endüstrisinde Elektrikli Otomobil Etkisi " Konusu ile Marmara Üniversitesi Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Abdullah Demir oldu. 

  

14.02.2018    

Röportaj  

Enes Karaş - Yıldız Teknik Üniversitesi, Matematik Mühendisliği

 

 

Kısaca dünyada otomotiv sektörünün güncel durumu hakkına bilgi verebilir misiniz?

 

Dünyada otomotiv sektörünün 2 trilyon Euro civarında cirosu bulunmaktadır. Bu veri, dünyada ilk sıralarda yer alan sayılı büyüklükteki ülkelerin ekonomisine karşılık gelmektedir. Diğer bir ifadeyle, eğer otomotiv sektörü bir ülke olsaydı, bu ülke dünyanın altıncı büyük ekonomisi olacaktı. Dünya ekonomisi ölçeğinde bu kadar büyük bir paya sahip olan sektör 8 milyondan fazla doğrudan istihdama sahiptir. Bu rakam dünya imalat sektörü istihdamının %5’inden daha fazladır. Dünya otomotiv sektöründe dolaylı istihdam ile birlikte 50 milyondan daha fazla kişinin istihdam edildiği tahmin edilmektedir. Dünyada 20 civarında ülkede faaliyet gösteren yaklaşık olarak 50 adet motorlu taşıt üreticisi bulunmaktadır. Üretim genel olarak otomobil ve ticari araçlar olarak sınıflandırılmaktadır. Sanayide yapılan üretimin %90 gibi büyük çoğunluğu otomobil ve kamyonetlerden oluşan hafif araçlar sınıfıdır. Dünya genelinde yıllık tahmini 90 milyon yeni araç üretilmektedir. 2018 yılında bu değerin 100 milyon civarında olacağı öngörüleeri var. Dünyada 7,5 milyar nüfusa karşılık yaklaşık 1,25 milyar taşıt bulunmaktadır. 

 

Ülkemizde durum nasıl?

 

Ülkemizin yaklaşık 80 milyonluk nüfusuna karşılık, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2017 yılı sonu itibariyle 22,2 milyon taşıt bulunmaktadır. Bu değerin %54’ünü otomobiller oluşturmaktadır. Ayrıca geçen yıl Ocak-Aralık döneminde trafiğe 1,24 milyon taşıtın kaydı yapılmıştır. Bu değerler ülkemizde büyüyen/büyüyecek bir iç pazarın olduğunu ve bu pazara yerli bir otomobil ile girmenin kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. 

 

Hükümetin yerli otomobil çıkışını samimi buluyor musunuz?

 

Samimi bulmak istiyorum. Hatta samimi olması için dua da ediyorum. Ancak burayla ilgili hala kafamda kendimce haklı bazı soru işaretleri de yok değil.

 

Bazı gerçeklerin unutulmaması gerekir. O tarihtir. O toplumun hafızasını harekete geçirir ve o tecrübe bir bilince dönüşür. Gümüş Motor güncel ismiyle Pancar Motor maalesef 2011 yılında tasfiye edildi. Aynı yıl Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, TÜSİAD'ın 41. Genel Kurul Toplantısı’nda %100 yerli otomobil çıkışı yaptı. Bu çıkışın olduğu bir dönemde yarım asır boyunca tarım ve denizcilik sektörlerine yönelik mamuller üreten Pancar Motor’un, kapısına kilit vuruluyordu. Bugün hala ülke genelinde ve bölge ülkelerinde Pancar Motor’un 500 binden fazla çalışan motoru var. Bu markanın korunması gerekiyordu.

 

Bir diğer hususta 02 Kasım 2017’de Cumhurbaşkanımız tarafından yerli otomobil ile ilgili çalışmaları yürütecek 5 babayiğit açıklandıktan bir gün sonra gazetelere bir başka üzücü haber düştü. “Türkiye’nin ilk havaalanlarından bir tanesi olan Divriği Havaalanı tarla oldu.” Planlanan ilk uçak fabrikasının bulunduğu arazide ise inekler otluyor. Nuri Demirağ’ın doğum yeri olan Sivas’ın Divriği İlçesi’nde ki uçak fabrikası hayalleri üzerinde bugün inekler otluyor. Nuri Demirağ, demiryolu alanındaki başarılarının yanı sıra havacılık alanında da Türkiye’de ilklere imza atmıştır. Türkiye’nin ilk havaalanlarından birisi olan ve ilk ilçe havaalanı olan Divriği Havaalanını 1936 yılında Divriği ilçesinde açtı. Demirağ aynı yıllarda Sivas’ın hiçbir ilçesinde ortaokul bulunmazken Divriği’de Gök Ortaokulu’nu açarak birçok pilotun yetişmesini sağladı. Demirağ, 1941 yılında ilk Türk yapımı uçak ile İstanbul’dan Divriği’ye inmeyi başardı. Demirağ Türkiye’nin ilk uçak fabrikalarından bir tanesini de Divriği’de yapmayı planladı. Fabrikanın temelleri atıldı. Ancak zamanında yaşanan engeller yüzünden fabrika bir türlü kurulamadı. Bugün ise fabrikanın temelleri atılan, idari binası ile harabeye dönen arazi üzerinde inekler otluyor. Demirağ tarafından Divriği’de kurulan ilk havaalanı ise 90’lı yıllarda Demir-Çelik İşletmesi’ne devredildi. Daha sonra Demir-Çelik İşletmesinin özelleştirilmesi ile fabrika el değiştirdi ve 2011 yılında satışa çıkartıldı. Divriğili bir iş adamı tarafından 430 bin TL bedelle satın alınan tarihi havalimanı bugün tarla olarak kullanılıyor.” Bu acı. Hem de çok acı. Bu ifadeyle ne tarlayı ne de ineklerin otlamasını küçümsüyor değilim. Ancak ülkemizin tarihi ve teknolojik mirasına sahip çıkamazsak yerli otomobili sürdürülebilir hayata da kavuşturamayız. Korkum, tereddüdüm bundandır. Bir haberle seviniyoruz ancak bu tür haberlerle de üzülüyoruz. Vicdanımız sızlıyor. Bu olumsuz örnekleri niye veriyorum. Karamsarlık için değil elbet. Süreçlerdeki çelişkilerin de iyi gösterilmesi, görülmesi ve gerekli tedbirlerin alınması için.

 

Mesela General Motors bir ara iflas etmek üzere idi. ABD 2009 yılında müdahale etti ve bu markanın iflasını engelledi. Niçin bizde kendi öz girişimlerimize sahip çıkmıyoruz.

 

Kanaatimce en kısa sürede 2 hamle yapılmalıdır. Birincisi Pancar Motor’un (Gümüş Motor’un) yeniden küllerinden diriltilmesi, ikincisi ise Nuri Demirağ’ın emanetlerine sahip çıkılması. Daha aklımıza gelmeyen böyle onlarca konu vardır. Hükümet bu gibi durumlarda önden çekişli bir araç gibi sektörü taşımalıdır. Yani biraz daha fazla kendini işin içine sokması gerekir. İlk yatırım riskine devletinde katkı sunması lazım.

 

 

Yerli otomobilin ülke için sunacağı katma değer hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Otomotiv sektörü ekonomik hacmi ile dünyanın altıncı büyük sektörüdür ve günümüzde hem gelişen hem de gelişmekte olan ülkeler için çok önemlidir. Bu sektör yüksek katma değer ve istihdam, rekabetçilik, birçok teknolojiyle ilişkisi ve ülkenin teknolojik gelişmesindeki çarpan etkisinden dolayı stratejik bir sektördür.

 

Sanayileşmiş ülkelerin ekonomileri incelendiğinde, otomotiv sanayiinin bu ekonomilerde önemli bir başrol oyuncusu olduğu görülür. Otomotiv sanayinin ekonomideki bu rolünün sebebi, diğer sanayi dalları ile olan tümleşik ilişkisidir. Bu sektörlerin; demir-çelik, petro-kimya, kauçuk, plastik, cam, tekstil, elektrik, elektronik ve yazılım gibi birçok temel alanın en önemli müşterisi olmasından ötürü bu sanayilerin de gelişiminin en önemli destekçisidir. Bu bağlamda, otomotiv sanayi ülke sanayisinin gelişmesinde kritik ve bir o kadar da kilit bir rol üstlenmektedir. Sektör ürünleriyle; inşaat, ziraat ve turizm gibi sektörlerle doğrudan, savunma sanayine katkısıyla da ülke güvenliğine dolaylı katkı sağlamaktadır.

 

Kendi otomobilimizi üretirken, tasarımından fiilî üretim organizasyonuna kadar önemli bir “öğrenme” sürecinden de geçmiş olacağız. Bu tecrübemizi daha farklı alanlara da uygulayarak daha yeni şeyler üretme potansiyelimizi geliştirebileceğiz.

 

 

 

Sizce yerli otomobil yapımında ülkemizin mevcut insan kaynakları ve teknik altyapısını yeterli görüyor musunuz?

 

Ülkemizde çok çeşitli ve önemli kalitede araçlar faklı lisanslarla üretilmektedir. Yılda 1 milyon 900 bin adetlik üretim yapabilecek kapasite bulunmaktadır. Araç üretebilme açısından kapasite ve yeterlilik sorunumuz yoktur. Ülkemizdeki işçi ve mühendislerimiz hünerlidir. Ülkemizdeki fabrikalar, ilgili markaların dünyadaki en verimli, teknolojik ve en kaliteli üretim yapan fabrikalarıdır.

 

İhtiyacımız olan şey, kendi otomobilimizi üretme iradesine sahip olmaktır. Bu iradeyi gerekli teşvik ve destekleri yaparak ortaya koymaktır. Müteşebbis firmaların riskleri göze alarak gerekli sermayeyi ortaya koyma cesaretini göstermeleridir. Bu güzide firmaların samimi olmalarıdır. Yalnızca kendi menfaatlerini öncelememeli, ülkemizin menfaati için gösterdikleri çabayı samimi olarak sürdürmeleridir. Bu uzun soluklu bir yürüyüştür. Bu yürüyüşte karşılaşılacak zorluklar karşısında çabuk havlu atmadan kenetlenerek, süreci sabırla yönetmektir. Ve bu şartlar bugün oldukça olgunlaşmıştır.

 

Bu olumlu hava bize rekabeti sağlayabilecek, ekonomik üretim yapabilecek satış adetlerine ulaşabilme imkanlarını da oluşturacaktır. Bu husus önemlidir. Bir otomobil modelinin dizaynı, Ar-Ge çalışmaları, prototip üretimi, testleri, kalıpların hazırlanması, imalat hatlarının oluşturulması, pazarlanması, dağıtım kanallarının oluşturulması, satılması ve satış sonrası hizmetlerinin sağlanması gibi faaliyetlerin toplam maliyeti 1,5 milyar euronun üzerindedir. Yıllık satış adedi yılda 100 bin bandının altında olmaması gerekir. Filo kiralamada dahil bunu destekleyecek finansal modeller oluşturulmalıdır. Bu nedenle üretilecek otomobili hem iç piyasaya hem de dünyaya beğendirebilmeli ve dünya piyasalarında var olabilmeliyiz.

 

Bundan sonraki hususlar teknik hususlardır. Ancak yine de yerli otomobilin tüm üretim safhaları ve tüm detayları sanal ortamda oluşturmalı, gerekli öngörülerde bulunularak üretim aşamalarına geçilmelidir. Bunlar:

 

Üretim alt yapısının kurulacağı yerin birçok stratejik yönden örneğin; güvenlik, lojistik, yan sanayi, tedarik zinciri, yetişmiş insan kaynağı, teknolojinin tüm ülke sathına yayılması gibi faktörler düşünülerek seçilmelidir.

Geleceğin otomobillerinin üretileceği teknolojik alt yapının kurulması gerekir.

Pazar analizi yapılarak, hedef müşteri kitlesi belirlenmeli, buna bağlı olarak üretilecek otomobilin segmenti ve üretim kapasitesi belirlenmelidir. Şu anki veriler dikkate alındığğında bu C segmentine işaret etmektedir.

Otomobilin 2025 yılında dünya pazarlarında olacağı düşünülerek bu tarihte otomotiv pazarının alacağı şekle göre otomobil tasarımlarının yapılması, teknolojik alt yapının oluşturulması gerekir. Yani yeni nesil elektrik motorlu, yenilenebilir enerji kullanan, C2C (araçlararası iletişim) teknolojisine sahip, otonom sürüşe uygun otomobil tasarlanmalıdır.

Tahrik sistemleri veya alternatifleri belirlenmelidir (içten yanmalı motor, hibrit, elektrikli, yakıt hücreli vb.).

Bir model otomobil üretimi için mühendisler ve tasarımcılar üretimde konsept fazı başlangıcından itibaren ortalama 25 yıllık bir zaman dilimini dikkate almalıdırlar. Yani süreci beşikten mezara bir üretim yaklaşımla düşünmek ve tasarlamak gerekir.

Bataryadan tekerleğe sıfır emisyonlu elektrik motorlu otomobil seçimi kuvvetle muhtemeldir. Bundan dolayı batarya ile ilgili alt yatırımların yapılması, elektronik güç yönetimiyle ilgili nitelikli insan kaynağının oluşturulması ve stratejik ortaklıkların geliştirilmesi sağlanmalıdır.

Aracın tüm dünya pazarlarına sunulabilecek şekilde regülasyon çalışmaları yapılmalıdır. Bunu destekleyecek test, laboratuvar ve parkurlar oluşturulmalıdır.

Pazarlama ağının oluşturulması gerekir. Ayrıca ürünün satışını destekleyecek alternatif finansal modeller belirlenmelidir. 

 

Yerli otomobil üretimi ve sonrasında ülkede oluşacak bilgi, deneyim ve teknoloji aktarımı konusunda öngörülerinizi bizimle paylaşır mısınız?

 

Bu sektör başta belirttiğim gibi bütün sektörleri etkileyebilecek potansiyele sahip taşıyıcı bir sektördür. Son 15 yılda bir kısım gelişmeler olsa da son 6 yıldır birçok alanda yerimizde sayıyoruz. Tabir yerinde ise patinaj yapıyoruz. Kişi başına 8000 ile 12000 dolar arasında bir değerle orta gelir tuzağını aşarak ilerleme kaydedemiyoruz.

 

sanayi devrimini (yani popüler ismiyle Endüstri 4.0) konuştuğumuz bu günlerde orta gelir tuzağını aşmak için yüksek teknoloji (high-tech) içeren ve birçok alt sistemlerden oluşan ürünler geliştirmemiz gerekmektedir. Bu manada dünya ile en rekabetçi, en tekamül ürün olan otomobil karşımıza çıkmaktadır. Böylesine rekabetçi bir ürünü, tamamen yerli olmasa bile yerlilik düzeyi mevcut düzeyin ilerisinde, ancak kendi tasarımız olan, fikri ve mülkiyet hakları bize ait olan, stratejik kararları alma yetkisi bizde olan, nerede üretileceğini, üretim kapasitesini, kullanılacak malzemeleri, tedarik kanallarını, nerelere ve hangi fiyatla satılacağını bizim belirlediğimiz bir otomobil üretmemiz ve dünya pazarında, sektörün devleriyle yarışır durumda olabilmemiz çok önemlidir. Bu durum ülkemizi bilimsel, teknolojik ve ekonomik açıdan başta olmak üzere birçok alanda her zaman rekabetçi, dinamik ve lider pozisyonda tutacaktır.

 

 

Yerli otomobil ve motor üretiminin ülkemizin gelecek vizyonundaki yerini nasıl görüyorsunuz?

 

Otomotiv sektörü diğer sektörlerden çok daha farklı bir konuma sahiptir. Örneğin savunma sanayi sektörü sadece teknolojik rekabeti içerir. Ancak otomotiv sektörü teknolojik, ticari, güvenlik, çevre, konfor ve estetik gibi alanlarda rekabetçi ve tercih edilebilir olmayı gerektirir. Bu da otomotiv sektörünü sürekli değişken, çok daha rekabetçi ve var olunması zor bir alan haline getirmektedir. Gelişmiş ülkelerle yarışmak ve dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisine girmek istiyorsak, tasarımı, fikri mülkiyet hakları tamamen bize ait olan, stratejik kararları bizler tarafından verilen, geleceğin teknolojileriyle donatılmış “Türkiye’nin Otomobili”, “Milli Otomobil” ile otomotiv sektöründe var olmalıyız.

 

 

Bu temel ve güncel açıklamalardan sonra otomotiv sektörünün kısa, orta ve uzun vadeli değişimini de sizden dinlemek isteriz. Bugünlerde araçlararası iletişim teknolojileri, hibrid, elektrikli araçlar ile otonom araçlar konuşulmakta. Bu konular hakkında bize neler söylemek istersiniz?

 

Karayolunda taşıtların tarihi yaklaşık 125 yıla yani üç asra yayılmıştır. 19. yüzyılın sonlarında içten yanmalı motorlarla başlayan süreç, 20. yüzyılda araçların elektriksel sistemlerle desteklenmesiyle devam etmiş 20. yüzyılın sonlarından günümüze kadar da elektronik ve bilişim teknolojileriyle şekillendirilmiş bir yapıya dönüşmüştür. Yaklaşık 20-25 yıl önce hibrid ve elektrikli araçlar kitlesel olarak karayolunda görünmeye başlamıştır (İlk hibrid araç Toyota Pruis’dur. Karayoluna 1997 yılında çıkmıştır.  İlk elektrikli araç ise GM’in EV1 modelidir. 1996 yılında üretimine başlanmış, kiralama usulüyle satılmış ve 1999 yılında geri çekilmiştir). Bugün yeni nesil elektrik motorlu, yenilenebilir enerji kullanan, araçlararası iletişim (V2V) teknolojilerine sahip ve otonom sürüşe uygun otomobillerin üretildiği-denendiği günlerdeyiz.

 

2017 yılında 3 milyon düzeyinden olan hibrid ve tam elektrikli araç sayısı, 2027 yılına kadar 27 milyon düzeyinde olacağı öngürülmektedir. Bir diğer konuda hibrid ve elektrikli taşıt trendi, taşıtlarda kullanılan bakır miktarını da doğal olarak arttıracaktır. Bu bağlamda 2017 yılında elektrikli taşıtlar için toplam 185.000 ton bakır talebi varken, bu değer 2027 yılında 1,74 milyon tona erişecektir. Ayrıca her bir elektrikli araç şarj cihazında 0,7 kg’lık bir bakır artışı olacaktır. Hızlı şarjlarda bu değer 8 kğ’a kadar çıkabilmektedir.

 

Ülkemizin ihtiyacını karşılamak için yılda 300-350 bin ton bakır ithal edilmesi gerekmektedir. Hibrid ve tam elektrikli araç trendi, taşıtların üretimi için gerekli olan bakır miktarını da doğal olarak arttıracak olduğundan dışa bağımlılığımız artmış olacaktır. Bu hususun yerli otomobil sürecinde dikkate alınması gerekir.

 

Gelelim otonom araçlara… Araçların otonomluk ya da otomasyon düzeyleri SAE J3016’ya göre 6 seviyededir (0, 1, 2, 3, 4 ve 5). Beşinci seviyedeki bir araç tam otomasyona sahiptir. Yani araç, insana ihtiyaç olmadan tüm dinamik sürüş işlevlerini yapabilmektedir.Otonom araçlarda; lazerli radar, V2V - V2I iletişim teknolojileri, GPS, kamera, radar (yakın mesafe), IMU ve ultrasonik sensörler gibi algılayıcılar kullanılmaktadır.

 

Otonom araçlar; yol kalitesini izleyebilir, aracın hızını, fren mesafesini ayarlayabilir, diğer araçları görebilir, haberleşebilir, yayaları görebilir, kendi kendine park edebilir, trafik işaretlerini tanıyabilir, trafik kurallarını öğrenibilir, enerji verimliliği sağlayabilir, menzil hesabı yapabilir, sürücüsünü izleyebilir, kazayı haber verebilir gibi özelliklere sahiptir.

 

 

Elektrikli araçlar süreci hangi alanlardaki gelişmelerle bütünleşecektir?

 

Elektrikli araçlar süreci kanatimce dokuz alanda şekillenecektir. Bunlar; insan-araç arayüzü, haberleşme mimarisi, otomotiv mekatroniği, güç elektroniği, ısı kontrolu, enerji depolama sistemleri, araç gövdesi, elektrikli tahrik ve frenleme sistemi, araç dinamiği ve yol performansıdır. 

 

Hibrid ve elektrikli araçların bilişim teknolojilerine daha yatkın olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

Söyleyebiliriz. Elektrikli araçlar bilişim teknolojilerine daha iyi uyum sağlayabilecek bir altyapıya sahiptir. 

 

Son olarak şunları söyleyebiliriz:

 

Dünyada otomotiv eko sisteminin ciddi bir dönüşüm sürecinin içinde olduğu, teknolojik gelişmelerin yeni ürün stratejilerini şekillendirdiği, alternatif yakıt ve tahrik sistemlerine yönelik çalışmaların arttığı bu dönemde ülkemizin yerli marka araç geliştirmesi oluşacak ihtiyacı karşılayacak elektrik şebekesi alt yapısı, ülke geneline yayılacak şarj istasyonları, uluslararası düzeyde pazarlama gibi temel unsurlarda da gelişme kaydetmemizi sağlayacaktır.

 

 

Gençler Soruyorun Konuğu Yrd.Doç. Dr.Abdullah Demir - Haberler - İKEV - İlim Kültür ve Eğitim Vakfı

 

Gençler Soruyorun Konuğu Yrd.Doç. Dr.Abdullah Demir - Haberler - İKEV - İlim Kültür ve Eğitim Vakfı

Gençler Soruyorun Konuğu Yrd.Doç. Dr.Abdullah Demir - Haberler - İKEV - İlim Kültür ve Eğitim Vakfı