
İran araştırmacısı Dr. Mehmet Akif Koç, İKEV İsilam Öğrenci Yurdunda öğrencilerle buluştu. Orta Doğu’da tırmanan İran-İsrail gerilimini ve bölgedeki güç dengelerini değerlendirdi. Dr. Koç sürecin tarihsel arka planına ve Türkiye’nin bu denklemdeki yerine dair önemli açıklamalarda bulundu.
Aralık 2024'te Suriye'deki Baas rejiminin çöküşüyle hızlanan bölgesel kırılmaları "üç fazlı bir model" üzerinden okuyan Dr. Mehmet Akif Koç, ABD ve İsrail’in bölgeyi yeniden dizayn etme çabalarına dikkat çekti.
Dr. Koç, İran-İsrail çatışmasını belirli evrelere ayırarak inceliyor. Suriye rejiminin yıkılmasından yaklaşık altı ay sonra, Haziran 2025'te yaşanan 12 günlük savaşın birinci faz olduğunu belirten Koç, süreci şöyle özetledi:
İkinci Faz (Aralık 2025): İran'ın batısında (Kürt, Lor ve Bahtiyari bölgeleri) ekonomik kriz kaynaklı başlayan protestolar, ABD ve İsrail tarafından rejimi yıkmak için bir fırsat olarak görüldü. Ancak İran istihbaratı ve güvenlik aygıtı, binlerce vatandaşının hayatını kaybetmesi pahasına bu girişimi sert bir şekilde bastırdı.
Üçüncü Faz (Günümüz): Birinci ve ikinci fazda rejimi yıkamayan ABD ve İsrail koalisyonu, şu an üçüncü fazı devreye sokmuş durumda. Dr. Koç, bu fazın da başarısız olması durumunda altı ay dahi beklenmeden dördüncü ve beşinci fazların peş peşe geleceğini öngörüyor.
Bölgesel siyaseti "neoklasik realist" bir çerçeveden değerlendiren Koç, Orta Doğu'da bağımsız hareket edebilen dört ana aktör bulunduğunu ifade etti:
Türkiye
İran
İsrail
Körfez Arapları (Suudi Arabistan, Katar, BAE)
Bölgedeki diğer devlet dışı unsurların ve zayıf ülkelerin ancak bu dört ana aktörün bıraktığı boşluklarda hareket edebildiğini belirten Koç, Türkiye'nin temel dış politika stratejisini şu sözlerle özetledi: "Türkiye dengelenmiş bir Orta Doğu ister. İran, İsrail ve Körfez ülkelerinin birbirini dengelemesi ve hiçbir aktörün diğerlerine karşı aşırı güç kazanmaması Türkiye açısından en ideal senaryodur."
2003 Irak işgalinin ardından İran'ın bölgede anormal bir güç elde ettiğine değinen Dr. Koç, Tahran'ın 2023 yılına kadar Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana'nın yanı sıra Gazze'yi de kapsayan (kendi tabiriyle) "dört buçuk başkentte" dominasyon kurduğunu hatırlattı. Ancak 14 yıl süren Suriye iç savaşının sonunda diğer üç aktörün ABD koordinasyonunda birleşerek Baas rejimini devirmesiyle bu denge bozuldu.
7 Ekim sonrasında ise terazinin tam tersi yöne kaydığına dikkat çekildi. Bugün bölgede İsrail'in anormal bir dominasyonu göze çarpıyor:
Lübnan ve Suriye hava sahaları doğrudan İsrail kontrolünde.
Ürdün ve Irak hava sahaları ABD ve İngiltere (dolaylı İsrail) kontrolünde.
Nitekim Haziran 2025'teki savaşta İsrail'in 200 uçakla 1600 kilometre öteden Tahran'ı 12 gün boyunca vurabilmesi, bu hava üstünlüğünün en somut kanıtı oldu.
Mülakatın sonunda, ABD'nin Orta Doğu'da ağırlığını tamamen İsrail lehine koyduğunun altını çizen Dr. Koç, Soğuk Savaş'tan bu yana Amerika ve İsrail'e mesafeli olan yapıların büyük kısmının tasfiye edildiğini belirtti. Mevcut askeri hareketliliğin nihai amacının ise, bu denklemde ayakta kalan tek yapı olan İran rejimini yıkmak olduğu vurgulandı.